Aynı anda bu kadar çok düşünceyle nasıl baş edebildiğimizi anlamıyorum. Bütün gün kendi kendime bir yerden alıp bir yerlere veriyorum. Arada derede kalarak, eskilerle boğuşup yenilere yer açmaya çabalayarak, gülümsemeyi ihmal etmeyeyim derken bakakalıyorum sonrasını keşkelere bırakarak … nasıl bir kasvet? Sanırım beynimin tatile ihtiyacı var. Hiçbir şey yapmadan, düşünmeden geçecek birkaç gün, yeterli gelir mi? Bilinmez elbet … ama şu anımda da yapmak istediklerim benle değil belki de başka bedenlerde eylem halinde. Ya da belki yapmak istemediğimi yaptığımı düşündükçe dibe batıyorum ve aslında bunu yapmak mutlu etse de baştaki düşünce eylemleri sorunlu hale getiriyor. Ne kadar uçuk uçuk anlatıyorum yine. Böyle oluyorum hep, aynı anda bütün duygular musallat oluyor, hepsine değer katmaya çalışırken buluyorum kendimi “lan bi siktir et her şeyi” diyorum, sonra yine anlatamıyorum huzurun kaynağını kendime … Çok akıllı olduğumu iddia ettiğim zamanlar var ya hani aslında bunu düşünmüyorum bile ama bildiğim tek gerçek var daha aptal olmayı isterdim çok isterdim. Düşünmeden hareket edip, sonsuz saçmalama anlarıyla dolu küçük mutluluklarım olsun boy boy. Saçmaladıkça gülümseten, gülümsedikçe saçmalığa boğan mutluluklar …
ben mesela..
-denizi severim, doğayı da güneşi de insanı da, yaşamı da.. ya da güzeli severim demeli kısadan..
-konuşmak, yazmak, okumak, gezmek, görmek, sevmek, sevilmek, eğlenmek, gülmek, çalışmak, değişmek, gelişmek .. anlam katar yaşama ...
Sen de sor
Submit
İnsan sürekli kendiyle olduğunda yoruluyor, yorulduğu kadar belki daha da fazla ruhunu da yoruyor; fark arıyor, buluyor, bulduğunu zannediyor birçok ayrıntıda ama bir zaman sonra değişenin sadece zaman olduğunu fark ediyor ve çaresiz son !! başa dönüş …
Peki neden yorgun bedenimi bırakıp gidemiyorum, yeni keşiflerle bulaşmaya ihtiyaç duyduğum anlarda?
Bir an bırakıp gidebilsem kendimi, bugünümü hatta dünümü … Uzaklaşabilsem kendimden ve “ben”i oluşturan parçalardan. Bir yolu var mı? Olsa ben bulabilir miyim? Bulabilsem vardığım yer mutluluk mu yoksa hüzün mü katar bana? Kattıkları kadar götürdükleri de olmaz mı? Binlerce soru ve her biri yeni cevaplara aç.
Cevaplar?
Elbette bende değil, bilinmezliğe aşığım ben. Bilinemeyenlerimle birlikte, bilemediklerim kadar varım.
Sordukça kendime geliyor, kendimi yeniliyorum sadece.
Hepsi bu …
İlk nerede başladık “biz” olmaya? Aşkın sevgiye dönüşümünü sağlayan neydi? Hayalle gerçeği ayıramadığımız zamanlarda ki buna halk dilinde aşk diyorlar, nasıl bir ruh haliydi yaşadığımız? Pembeyle yaşarken bir anda siyah beyaz düşünmeyi nasıl başarıyorduk? Olmayacak üzüntülerle acıyı seçerken, bir anda ayaklarımızın yerden kesilmesini ve yine bulutların üzerinde hissetmemizi sağlayan neydi? Bu kadar hızlı nasıl geçebiliyorduk bir duygudan diğerine?
Bunların cevabını elbette veremem sen de veremezsin biliyorum. Söyleyebileceğim sadece her şeyde biraz sen ol, biraz da ben. Biraz dün olsun, biraz da bugün. Biraz gülelim, biraz da ağlayalım. Biraz enerji ver bana, biraz da hüzün kat hücrelerime. Biraz tadından alalım, biraz tuzundan. Biraz konuşalım, biraz susalım. Biraz oynayalım, biraz yorulup dinlenelim. Biraz biraz bütünü oluşturalım ama hep sen ve ben; biz olalım …
Kendini neden sevmeli insan?
Sevmenin başlangıcı “ben” dir. Kendini sevmeyen bir insanın, başkasından sevgi beklemesi kadar absürd ne olabilir ki. Kendimi sevmezsem sevmeyi bilemem, birinin nasıl sevileceğini, severken nasıl davranacağımı bilemem, sevgiyle karıştırır dururum birçok duyguyu ve sonuçta beceremez, elime yüzümü bulaştırırım. Kıskanır, sevgiden zannederim; üzülür, insan en çok sevdiğini üzmez mi derim; incitir, ben başka türlüsünü bilmiyorum sevmek bu değil mi derim.
Ama en hoyrat sevişlerimizi kendimizde yaşarsak, daha bir kolay olmaz mı başka sevişlerimiz? Daha anlaşılır olmaz mı, anlamsız gelen her şey? Sevelim derim, ilk kendimizi, belki de en çok kendimizi …
Bir varmış bir yokmuşla başlayan masallarda yaşamak, hayatla bağını koparmak mıdır? Hangimiz istemeyiz ki hiç büyümeyip hayatın eğlence, macera ve oyundan ibaret olmasını, Peter Pan olmayı? Kim istemez parmağına iğne batmasıyla sen uyanana kadar tüm yaşamın durmasını ve prensin öpüşüyle başlayan yeni ve mutlu bir hayata gözlerini açmayı? Ya da Çirkin Ördek Yavrusu’nun, umutsuzlukla çıktığı yolculuğu sonunda kavuştuğu Kuğu yaşamına ne denebilir ki? Elbette tek bir sözümüz var. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine …
Ne oldu da olumlamayı unuttuk/unuttum. Gün geçtikçe daha hoyrat, şikayetten haz alan, mızmızlanan, beğenilerin üzerinde durmak yerine kötüyü arayan, her an eleştiren bireylere dönüşüyoruz. Dikkat etmeye çalışırken çevremi hatta kendimi bile daha çok kırmaktan öteye geçemiyorum. Aklımdan geçen “kıştan mı” savını hemen uzaklaştırıyorum, kimseyi kandırmaya gerek yok. Huysuzum, biraz da “ukala” hatta dediğim dedik çaldığım düdük boyutu. Birazcık sınırlamalıyım kendimi, çok bilen olunca yolun sonunda da varılan neşe katmıyor. Yaşadıklarımdan ders alabiliyorum ben de. (gülmeyin!!) Konuşması güzel ama elbette biliyorum bir anda olmayacak bu. Uygulamada aksaklıklar olacaktır. Ama uygulama döneminde geçici rahatsızlık verdiğim tüm sevdiklerime hatta sevmediklerime şimdiden kocaman sevimli bir pardon.
Yine ben …
Sakinleşmek için hep sana koşar oldum. Neden diye sorma bana hiç, buna cevabım yok. Olmasını ister miydim? Cevapsız bir soru daha. Bütün sorular cevapsız kalsın bugün. Cevaplar bir adım ileri sarabiliyor mu beni?! Neden didineyim.
“Benden ne istiyorsun peki” dediğini duyar gibiyim. Dinle beni. Soru yok. Sözümü kesmek yok. Sırtımı sıvazlamak da tabi. Sadece dinlenmek ve mimiklerle de olsa anlaşıldığımı hissetmek istiyorum.
Buraya kadar anlaştıysak, başlayalım.
Dilediğim ve yaptığım birbirinden kopuk kopuk sanki ya da olmalı diyorum hemen arkasından olmamalı. Gönüllü de yapsam, sonra pişman oluyorum. Yapmazsam da anlamımı kaybettiğimi düşünüyorum. Anlamsız yaşayamaz ki insan. Yaşamın asıl nedeni ne ola? Bir tane hayatımız yok mu? Nedir paylaşamadığım hayatla? Ben bunları bilemezken neden dövünüp duruyorum ki o öyle olmayacaktı, bu neden böyle diye.
Asıl korkuncu sona sakladım, dur bakalım. Buna yol açanın ben olması kabul görür mü? Beni zorlayan, yoran, geren, çileden çıkaran, anlamlandıramadığım, çözümsüz, gereksiz gerçeklerde beni ben yapan değil mi?
Sakın. Konuşmak yok!!
Bugün günlerden aşk aslında. Böyle doyumsuz bir duyguyu sadece bir güne sıkıştırmaya çalışmak değil bugünü anlatan. Her ne kadar sadece bu olduğunu düşünen çoğunlukta da olsa, “aşk”ın hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğunun kanıtı bugün, en azından benim için.
Aşk değil midir ayağını yerden kesen; sadece bir bakış, bir gülüş, bir an’ı hatırlayıp yüzüne dolan; midende kelebekler uçuran; söylenen sözleri, seni delip geçip havada sadece bir söz bulutundan ibaret kılan. Aşık insanın en çok duyduğu cümle “anlatıyorum ama sanki burada değilsin” dir. Olamazsın çünkü yaşadığın andan farklı bir alemde aşkla yaşarsın. “Normal” zamanınla zıt davranışlarla dolusundur artık. Kurtken kuzu, kuzuyken kurt olmak başka ne şekilde açıklanabilir ki…
Bununla beraber neden çok görürüz sadece bir günü “aşk”a ayırmaya. Nedir bizi korkutan? Evet aşk mutluluk katar belki ondan fazla da hüzün katar yaşama. Severiz, sevilmeyiz; sevilir, sevmeyiz ya da binlerce sebep bulunabilir ama bir insan kaç defa aşk olur ki bir ömürde? Bir ömre kaç sevgiyi sıkıştırabilir? Bulduğumuz zaman sıkı sıkı tutup bırakmamalı. Çünkü aşk hali, insana yakışan en güzel haldir.
Ben en çok gülmeyi sevdim. Gülerken ağlamayı, gülerken anlamayı, gülerken özlemeyi… hissetmeyi tüm hücrelerimle yaşamı. Başka türlü olmuyor, deniyorum, çabalıyorum ama olmuyor. Tadını alamıyorum hiçbir şeyin; siyaha dönüşüyor, siyahta boğuluyorum. Çıkmak isterken yeni bir dalga daha alıyor kollarına. Kaçıp kurtulabilsem ne ala ya kurtulamadığım zamanlarım …
İçimi kemiren duygularla bir küs bir barışık ilerlerken ellerimden tutup yüzeye çıkmamı sağlayan an’a nasıl ulaşıyorum, bilmiyorum ama minik adımlarla da olsa ilerleyip kavuşabiliyorum tekrar “bana” …
Başlarda soluk soluğa, aceleyle elimden kaçacak gibi duran zaman gittikçe derinleşiyor ve bir nefeste içime çekiyorum dünyayı, tüm enerjisiyle. Huzur kaplıyor bedenimi, gök kuşağıyla buluşmanın vaktidir artık.
Ve tekrar gülmeyi seviyorum en çok …